|
|
June 17
|
Git artık !... Sustuklarını bana harcama… Dilimdeki pasaklı küfürleri kaldıramazsın. Yüregine gelmeye vesaitim yok. Ve kalmaya yerim… Git artık ! Yollarını bana harcama…
Sürgün ve hükümlü yanlarımdan vurgun yiyorum en cok…
Düslerimi tükürüyorum mosmor bir kusmukla.
Bitmiyor öksürük nöbetlerim.Sökül artık nikotine kesmis cigerimden…
Duvar örülü kapıların ardında özgürce büyüdüm ben oysa… Tutsaklıgım sanaymıs. Simdi azad ettim kendimi Parcalandı zincir. Git artık!.. Suskunlugumun Katili..., Kelepce vurma özgür düsüncelerime!
Sana haykırdıgımı sandıgım her yazıda, Kendime carpıyorum.. Dipteyim simdi, sevin! Bu yüzden “gel” bitti dilimde… "Git" büyüdü icimde…
Cıplagım…Ardısık hüzünlerde… Elbiselerimi zaman giymis teker, teker.. Begenmemis ,cıkarmıs hepsini… Sesine yakın bir notam yok, söyledigim sarkilarda…
Bu yüzden cekmiyorum geri öfkemi… Cıkma karsıma, silindin! Daha sokak köpeklerinin küfürleri var dilimde..
Katı bir yalnızlık hükmüne boyun egmis,
Suskunluklarimi bozdun sen!Sustuklarinida bana harcama, Sustuklarinla birlikte silindin! Sakin.. arkana bakma, sakinnn... Dedim ya, Kaldiramazsin dilimin pasakli küfürlerini! Simdi ebediyete kadar sus, "S.i.L.i.N.D.i.N"
|
|
|
|
|
|
Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne. " O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin. Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü. Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki. Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle O daha az sever seni, Senin O'nu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın. Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem. Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini... Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın. Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın. Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak. "O benim." diyeceksin. Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak. İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın. Mesela turuncuya, yada pembeye. Ya da cennete ait olacaksın. Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın. Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak... Can YUCEL
♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥
Yazamıyorum
Yazamıyorum… İçimden gelmiyor yalan sevdalara nameler döktürmeyi Oysa ki Ne telaşlı, ne utangaç günlerimiz vardı İçimden gelmiyor Kapkara düşleri, masmavi düşlerle örtüştürmeyi Kim derdi ki nefreti kusacak kadar hainmiş benim dediklerimiz Ateş söner, yağmur dinermiş En vefakar dostum diye gecelerin koynuna atarmışız kendimizi… Zamanla çok şeyi öğreniyor insan Gecelerin ihaneti ise en beteriymiş Sarılacak yılan bile bulamazsın Öyle ki su bile seni boğmaktan nefret eder… Kendi kendinden nefret eder Kendine düşman kesilirsin Yeter ki ihanet seni bir yakalayıversin Kalemin de senden kaçar Yazacak bir şey bulamazsın Ölmek istersin uçurumlar, tabutlar senden kaçar… Bir şiir yazarsın, bitirmek istersin Mümkün değil, bitişler senden kaçar İstesen de bitiremezsin…
♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥
Ellerimi her uzatışımda boşlukta kalıyor, her gün kurduğum düşler hep boşa çıkıyor,
ne olduğunu bilmiyorum ama , birileri düşlerimde hıçkırarak ağlıyor.
|
♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥
NOKTA NOKTAM
Dün bir dosttan, uzun bir mektup aldım Beni anlatmış sana ve sen ona "Unuttum artık onu" demişsin. Hem bu sözü gülerek, Medar-ı iftihar ile söylemişsin. Unutamazsın Nokta Noktam Unutamazsın! Çünkü; unutmak için önce unutulmak gerek Oyasa ki sen, Hala bende esen, Eski kavak yelisin. Unutamazsın... Kan değil, tüküremezsin, Ruj değil, silemezsin Dişi dudaklarına, dişimle yazdığım İki heceli erkek adımı Unutamazsın Nokta Noktam Unutamazsın! Seninle biz, halâ bir kabukta İki badem içi gibiyiz. Baharsın; kokacaksın Güneşsin; yakacaksın. Sabah yatağım kadar rüyâ dolu Sabah yatağım kadar sıcaksın Unutamam Unutamazsın!
HERSEY SENDE GIZLI
Yerin seni çektigi kadar agirsin Kanatlarin çirpindigi kadar hafif.. Kalbinin attigi kadar canlisin Gözlerinin uzagi gördügü kadar genç... Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü.. Ne renk olursa olsun kasin gözün Karsindakinin gördügüdür rengin.. Yasadiklarini kar sayma: Yasadigin kadar yakinsin sonuna;
Ne kadar yasarsan yasa, Sevdigin kadardir ömrün..
Gülebildigin kadar mutlusun Üzülme bil ki agladigin kadar güleceksin Sakin bitti sanma her seyi,
Sevdigin kadar sevileceksin. Günesin dogusundadir doganin sana verdigi deger Ve karsindakine deger verdigin kadar insansin Bir gün yalan söyleyeceksen eger Birak karsindaki sana güvendigi kadar inansin. Ay isigindadir sevgiliye duyulan hasret Ve sevgiline hasret kaldigin kadar ona yakinsin Unutma yagmurun yagdigi kadar islaksin Günesin seni isittigi kadar sicak. Kendini yalniz hissetigin kadar yalnizsin Ve güçlü hissettigin kadar güçlü. Kendini güzel hissettigin kadar güzelsin..
Iste budur hayat! Iste budur yasamak bunu hatirladigin kadar yasarsin Bunu unuttugunda aldigin her nefes kadar üsürsün Ve karsindakini unuttugun kadar çabuk unutulursun Çiçek sulandigi kadar güzeldir Kuslar ötebildigi kadar sevimli Bebek agladigi kadar bebektir
Ve herseyi ögrendigin kadar bilirsin bunu da ögren, Sevdigin kadar sevilirsin...
CAN YUCEL
♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥ ♥
mor salkımlı sokak
Seni düşündüm yine bu akşam üstü Gelmedin mor salkımlar sana küstü Umutsuz bekledim sabaha kadar Çok sevdiğin yağmurlar bile sustu
Seni düşündümde çıldırdım yine Kahrettim seni benden çalan geceye seni sordum yatıgıma seni sordum boş odama Hesap sordumda yumrukladım duvarları
Mor salkımlı o sokakta ellerimi tut Okşa yine saçımı dizinde uyut Ne çok severmişim gidince anladım Serseri gecelerde sana ağladım
Bu akşamda sensizliği anılara srıp içtim Kaybettikten sonra anlıyor insan Meğerse hiçkimseyi senin kadar sevememişim Bi dönsen en güzel yerinde biten o rüya
Yeniden yaşanır istesen Yıldızları sermezmiyim ayaklarına Geldiğin yollara toz olmazmıyım Yine şafak söküyor
Uykulerın unuttuğu gözlerim yine tavanda Ne vardı diyorum ah bi dönseydin son anda Şarjörüne hasret sürdüm sazımın Şimdi hüzün işgalinde yüreğim Ve ben hala mor salkımlı o sokakta bıraktığın yerdeyim...
Seni Seviyordum
Sana uzak kentlerden birinde zamanın bir yerinde seni ve senli günleri anımsattı akşam güneşi...
Onca zamanın üstünde eskimeyen bir düşüncesin şimdi
İnsan hergün anımsar mı aynı gözleri
SENİ SEVİYORDUM ve senin haberin yoktu
Saçlarını izliyordum uzaktan, kulağının arkasına düşüşü ve burnun, herkesten başkaydı işte...
Güldüğü zaman yukarıya bakardı;
Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı...
Ne güzeldiler sen bilmiyordun...
BEN SENİ SEVİYORDUM...
Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler
Duvarlara, vitrin camlarına, kaldırımlara çarpıyordu
Geri dönüyordu, çoğalarak
Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum herşeyi, herseyi erteleyişim oluyordun
Kalp ağrısı oluyordun,
Birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun,
Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk,
Dönemeçler geçiyor, köprüler göze alıyorduk ve bazen tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk
Cesurduk...
Ufuk çizgisi maviydi, gün batımı hep turuncu ve kırmızıydı bütün karanfiller...
Ben SENİ SEVİYORDUM sen bilmiyordun...
Sevinçlerim oluyordun arasıra sen hiç bilmiyordun
Sonra herhangi biri oldun, bütün sevinçlerim bittikten sonra
Yağmurlar yağdı, serin haziran akşamları
Derken bir gün uzaktan gördüm seni...
Saçların bana inat başın herseye meydan okuyarak işte yine aynı
Kalbimi acıttı her zamanki gibi...
Değiştik sanıyordum ve sen yine bilmiyordun
Şimdi bunları anlatsa sana birileri kim bilir yada boşver bilme en iyisi...
Yaşayabilme İhtimali
soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam...
Ben seninle bir gün Veyselkarani`de haşlama yeme ihtimalini sevdim.
İlkokulun silgi kokan, tebeşir lekeli yıllarında (Ankara`da karbonmonoksit sonbaharlar yaşanırdı o zaman) özlemeye başladım herkesi .. Ve bu hasret öyle uzun sürdü ki, adam gibi hasretleri özlemeye başladım sonra ..
Bizim Kemalettin Tuğcu`larımız vardı... Bir de camların buğusuna yazı yazma imkanı... Yumurta kokan arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda, solculuk oynamaya başladık .. Ben doktor oluyordum sen hemşire, geri kalanlar kontrgerilla ... Kırmızı boyalarla umut ikliminde harfler yazılıyordu, pütürlü duvarlara ve Türk Dil Kurumu`na inat bir Türkçe’yle ... Ağbilerimizden öğrendik, Ş harfinden orak çekiç figürleri türetmeyi ..
Ankara`ya usul usul karbonmonoksit yağıyordu. Ve kapalı mekanlarda sevişmeyi öneriyordu haber bültenleri Oysa Ankara`da hiç sevişmedim ben. Disiplin kurulunda tartışılan aşkım olmadı benim .. (Sınıfça gidilen pikniklerde kıçımıza batan platonik dikenleri saymazsak ..) Ankara`ya usul usul kurşun yağıyordu .. Ve belli bir saatten sonra sokağa çıkmamayı öneriyordu haber bültenleri .. Oysa hiç kurşun yaram olmadı benim .. Ve hiçbir mahkeme tutanağına geçmedi adım .. çatışmaların ortasında sevimli bir çocuk yüzüydüm sadece ..
sana şiirler biriktiriyordum fen bilgisi defterimde ama sen yoktun .. Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum, suni teneffüs saatlerinde .. Okul servisi seni hep zamansız, amansızca bir lojman griliğine götürüyordu .. Ben, senin benimle Tunalı Hilmi Caddesine gelebilme ihtimalini seviyordum ..
Ben, senin beni sevebilme ihtimalini seviyordum. yaz sıcağı toprağa çekiyordu tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini .. Sonra otobüs oluyordum, kırık yarık yoların çare bilmez sürgünü .. Ne yana baksam dağ ve deniz sanıyordum Muş ovasının yalancı maviliği ... Otobüs oluyordum bir süre .. Yanımızdan geçen kara trenlerle yarışıyordum, yanağım otobüs camının garantisinde .. Otobüs oluyordum .. Bir ülkeden bir iç ülkeye .. Çocukluğuma yaklaştıkça büyüyordum ... Zap suyunun başına koyuyordum şarkılarımın lis- tesinin .. Korkuyordum .. Sonra iniyordum otobüsten .. Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun, ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk, ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum .. Çünkü sonunda annem oluyordum babam kokuyordum sonunda ...
Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim, çocuk olmaktan .. Ve beslenme çantamda otlu peynir kokusuydu babam ...
Ben seninle bir gün Van`da ki bir kahvaltı salonunda .. Ben seninle (sadece bilmek zorunda kalanların bildiği) bir yol üstü lokantasında... Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay kıvamında bakan Doğubeyazıt`ın herhangi bir toprak damında ... Ben seninle herhangi bir insan elinin terli coğrafyasında olma ihtimalini sevdim ...
Ben senin, beni sevebilme ihtimalini sevdim!
YILMAZ ERDOGAN
|
|
|
|